Bu yeni bölüme ilk ilhamı veren şey, öğrendiğimiz üzücü bir istatistikti: dünyada toplumsal cinsiyet eşitliği açısından en ilerici kanunlara sahip İsveç’te son on yıl içerisinde kadınlara yönelik işlenen cinsiyetçi suçlar yüzde 58 oranında artmış. Oysa Türkiye’de her iki kadından birinin aile içinde şiddet görmesi “toplumun gelenekselliği” ile açıklanır. Sanki modernleşme ve kentleşme ile birlikte kadın ve erkek cinsleri arasındaki eşitsizlik sorunu da mucizevî bir biçimde kendiliğinden çözülecekmiş gibi geçiştirilir. Oysa görünen o ki kadınlar, toplumsal bilinçdışının köklü, derin ve karanlık bir yerlerine tekabül ediyor ve oraları aydınlatmak için daha çok ışık tutmak lazım. Tersten bakalım dedik... Erkek denilenin, tıpkı kadın gibi, tarihsel- toplumsal-kültürel süreç içerisinde şekillenen bir roller toplamı olduğunun farkında olan filmler bize ne anlatıyor, anlamaya çalışalım. Gözümüz erkeklik hallerinde; “ne”den yapılır erkekler?
